| |
 |
Moleküllerdeki Muhteşem Anahtar-Kilit Sistemi Bu dergiyi elinizde tutarken aslında molekülleri tutuğunuzu, "nefes alıyorum" derken aslında havadaki molekülleri içinize çektiğinizi, moleküller sayesinde hissettiğinizi, gördüğünüzü, koku ve tat alabildiğinizi biliyor muydunuz?
Dünyayı algılayabilmeniz, Yüce Rabbimiz'in sizin moleküllerinizle, etrafınızda var olan herşeyin molekülünü birbirleriyle mükemmel bir uyum içinde yaratmış olması sayesinde mümkün olmaktadır.
Dünya üzerindeki canlı ve cansız tüm varlıklar, moleküllerden oluşur. Moleküller ise atomların birbirlerine elektronlarını vererek olağanüstü bir ortaklık kurması ile oluşurlar. Bu gözle görülmeyen hareketin sonuçları ise göz kamaştırıcıdır: Gezegenler, insanlar, ırmaklar, yeşil ormanlar, ceylanlar, tren yolları, televizyonlar, koltuklar, papatyalar, elmalar... Yine bu olağanüstü ortaklık sayesinde pek çok insana gayet normal gelen ancak gerçekte hepsi birer mucize olan koklama, tad alma, dokunma gibi olaylar gerçekleşmektedir.
Koku Moleküllerindeki “Anahtar-Kilit” Sistemi
Bir gülü kokladığımızda bize ulaşan, güle ait koku molekülleridir. Moleküller, kendileri için belirlenmiş boşluklara yerleşirler. Buradaki proteinler ile kimyasal bağ kurar ve "koku" algısının oluşacağı şekilde beyne iletilirler.
Burundaki "nasal epitelyum" adı verilen hassas bir zar üzerinde birbirinden farklı kokuları hissederiz. Burada 50 milyon kadar sinir hücresi bulunmaktadır. Her bir sinir hücresi, pek çok protein içerir. Bu proteinler, koku moleküllerinin uyum gösterebileceği gibi çeşitli geometrik şekillere sahiptirler. Bir koku molekülü, şekli uyduğu sürece oradaki protein moleküllerinden birine tutunabilir. Böylelikle bu bölgede bir kutuplaşma meydana gelir. Bu kutuplaşma bir elektrik enerjisi meydana getirir ve algılanan kokunun elektrik sinyalleri alnın hemen altındaki koku alma alanına ulaşır. Burada farklı hücrelerden gelen bilgiler değerlendirilir ve çeşitli beyin yapılarına gönderilerek, "koku"nun nasıl ve neye ait olduğu belirlenir.
Beyne gidecek bir sinyalin başlaması için molekülün yalnızca bir parçasının belirlenen alana rahatça uyması yeterlidir. Bu, bir anahtar-kilit sistemidir. Algının gerçekleşebilmesi için iki şeklin birbirlerine tam olarak uyum göstermesi, yani anahtarın kilide uyması ve bu iki molekülün birbirlerine kenetlenmeleri gerekmektedir. Eğer molekül bükülgense birden fazla alana uyabilir. Bu durumda karmaşık bir durum meydana gelir ve kokuları birbirine benzetebilir veya aynı anda tek bir koku ile birden fazla nesnenin zihnimizde belirmesini sağlayabiliriz. Örneğin burnumuza gelen bir çiçek kokusudur, ama biz onu aynı zamanda bir parfüme veya bir meyveye benzetebiliriz.
Bir Gül Bize Nasıl Hep “Gül” Gibi Kokar?
Kokuların birbirlerinden "farklı" olmaları, esansı oluşturan koku moleküllerinin şekilleri ve bunların bağlandığı proteinlerin yapıları ile ilgilidir. Bir gülü kokladığınızda burnunuzda moleküllerle proteinlerin birbirine uyum gösterdiklerinin ve kimyasal bir faaliyet içinde olduklarının farkında bile değilsinizdir.
Oysa gülden size koku olarak ulaşan, her zaman aynıdır ve aynı tip proteinlerle bağlantı kurar. İşte bu nedenle görmeseniz de, dokunmasanız da, kokusunu duyduğunuz anda onun "gül" olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Hiçbir zaman gülden gelen kokular, burnunuzdaki farklı bir proteine bağlanmaz ve sizde "çilek" hissi uyandırmaz. Böyle bir yanılgıya bir an bile düşmezsiniz. Çünkü bu moleküler yapı, gerçekten de kusursuz bir sistemle işlemektedir. Buradaki kusursuz sistem sayesinde, sadece iki koku arasındaki farkı değil, yeryüzünde bulunan farklı koku moleküllerini birbirinden ayırt edebiliriz.
Dilde, besinlerdeki tadları algılayan bir mekanizmanın bulunması, koku molekülleri vesilesi ile duyduğumuz çeşitli kokular kuşkusuz bir tesadüf değil, Allah'ın insan için yarattığı büyük bir nimettir. Gözle görülmeyen moleküllerin birbirlerinden farklı hisler, birbirlerinden farklı lezzetler ve çeşitler meydana getiren şekiller edinmiş olmaları ve insanın da bu moleküllerin biçimlerine uygun özelliklere sahip olması eksiksiz yaratılışın örneklerinden biridir.
Tat Moleküllerindeki “Anahtar-Kilit” Sistemi
Bir elmayı ısırdığımızda, aldığımız tat tanıdıktır. Görmesek bile yediğimiz şeyin "elma" olduğunu anlarız. Çünkü dilimizin üzerinde yaklaşık 9000 tane tat noktası bulunmaktadır. Bunlar 50 ya da 100 ayrı grup halinde birbirine uyum sağlamış epitel hücreleridir ve az sayıda sinir uçlarına sahiptirler. Bu açıdan tat alma duyusu koku alma duyusundan farklıdır, çünkü koku alma duyusunda alıcılar aynı zamanda sinir uçlarıdır. Kendi aralarında gruplaşan tat alma hücreleri ise farklı işlevlere sahip olurlar. Dilin bir bölümü "tatlıyı" algılamakla görevlendirilmişken, diğer bölümü "acıyı", bir başka bölümü "ekşiyi", diğeri ise "tuzluyu" algılama sorumluluğunu üstlenmiştir. Tatlı bölümünde hiçbir zaman ekşi, ekşi bölümünde hiçbir zaman acı algılanmaz. Dilin üzerindeki çeşitli tatları almaya yarayan bu bölümlere "glukofor" adı verilir. (P. W. Atkins, Molecules, sf. 106-107)
"Tatlı" duyusu, dilin ön kısmında bulunmaktadır. Yani tatlı glukoforu ön kısımdadır. Glukoforun yapısında protein bulunur. Dışarıdan gelen herhangi bir tat molekülü buraya ulaştığında, söz konusu protein molekülü ile hidrojen bağları kurar ve beyne bir sinyal gönderir. Böylelikle, yediğimiz şeyin "tatlı" olduğunu ve bir elmaya ait olduğunu anlayabiliriz.
Peki acaba glukofor, tatlı molekülünü nereden tanır? Glukoforların özelliği, belli bir geometrik düzenlemeye sahip olan atom grubunu ayırt edebilmeleridir. Dilin ön kısmı, kendisine uyumlu geometrik yapıdaki moleküller kendisine bağlanabildiği için "tatlıyı" algılar. Bunu bir tür yap-boz oyununa benzetebiliriz. Uygun boşlukları doldurabilen uygun şekildeki parçalar, dilin üzerinde belirlenmiş yerlerine yerleşmektedir. Yerleştikleri yere göre de bir his oluştururlar. Tatlı molekülleri, hiçbir zaman acı için belirlenmiş bölgeye bağlanmayacak, oradaki boşlukları doldurmayacaktır. Çünkü geometrik şekilleri buna uygun değildir.
Çeşitli tatlandırıcılar, tat molekülleriyle dildeki boşlukların uyumunu sağlayan bu yap-boz oyununun kuralına bağlı kalınarak meydana getirilmiştir. "Tatlı" özelliği gösterebilmesi için dilin tatlı algılayan bölümündeki boşluklara uygun moleküller özel olarak geliştirilmekte ve beyinde tatlı hissinin oluşması sağlanmaktadır. Bu sayede düşük kalorili ve şeker özelliği göstermeyen tatlandırıcıların oluşması sağlanmaktadır.
Yüce Allah Suda Erimeyen Koku Molekülleri İçin Özel Bir Sistem Yaratmıştır
Kokunun algılanabilmesi için koku moleküllerinin uçucu ve suda çözünebilir olmaları gerekmektedir. Uçucu olmaları koku epitelyumuna ulaşabilmeleri için gereklidir. Moleküllerin çözünebilir olmaları da proteinlerin ve koku epitelyumundaki hücrelerin çıkardığı sıvı olan mukusta çözünmeleri için önemlidir. Ancak eğer molekül mukus içinde çözünemezse, bu durumda mukustaki organik moleküller çözünemeyen molekülleri su vasıtasıyla özel olarak görevlendirilmiş başka bölgelere ulaştırırlar. Moleküller burada ilgili protein ile birleşebilirler. (P. W. Atkins, Molecules, A Division of HPHLP New York, 1987, sf.124) Böylelikle aynı koku hissi oluşur. Yani bir başka deyişle koku moleküllerinin suda erimeme ihtimallerine karşı da özel bir tedbir alınmıştır. Beyin, şu veya bu şekilde gelen koku molekülünü mutlaka algılamaktadır.
Moleküllerin Yapısı Bize Algılar Dünyasında Yaşadığımızı Kanıtlar
Moleküllerin yapıları ve işlevleri çok önemli bir gerçeği vurgulamaktadır:
Alınan tat, sadece bir algıdır. Tatlandırıcı örneğinde olduğu gibi ortada şeker olmamasına rağmen beynin yediği şeyi şekerli algılaması bunu açıkça kanıtlamaktadır. Bedenin içinde, dışarıda var olan maddelerden bağımsız bir duyu sistemi bulunmaktadır. Yanıltıcı bir taktikle, aslında olmayan bir şeyi beyne var gibi göstermek, beynin algıladığı şeyin dışarıdaki ile bir bağlantısı olmadığını da kanıtlar. Tatlandırıcıları tattığımızda aslında dışarıda şeker yoktur. Ama biz öyle zannederiz. Peki bu durumda gerçek şekerin var olup olmadığından nasıl emin olabiliriz? Sadece algılarımızla muhatap olduğumuz için bundan kuşkusuz hiçbir zaman emin olamayız.
Beyne algı olarak ulaşan, bütün bu moleküllerin, şekillerin ve kimyasal bağların ötesinde, sadece elektrik sinyalleridir. Beyin, gelen bu sinyalleri "tatlı" olarak algılar. Ancak bu sinyali neye göre ayırt ettiği belli değildir. Çünkü dilden beyne ulaşan bu elektrik sinyalleri, diğer tüm duyularımızda olduğu gibi beyne doğru giden ve yağ, su ve proteinden ibaret olan sinirler boyunca ilerlerler. Bu durumda soralım: Bir muz ya da şeker acaba gerçekten tatlı mıdır? Bundan emin olabilir miyiz? Bundan emin olabilmek kuşkusuz ki mümkün değildir. Dış dünyada var olan herşey, elektrik sinyalleri şeklinde beynimize ulaştığından, dış dünyada var olan nesnelerin hiçbir zaman aslı ile muhatap olamayız. Bu durumda yediğimiz şeker bize göre tatlıdır, yani beynimiz kendisine gelen elektrik sinyallerini tatlı olarak algılar. Ama gerçekte onun tatlı olduğuna dair hiçbir kanıtımız yoktur.
Dilin dışarıdaki tat moleküllerinden, tat moleküllerinin de dilden bağımsız olarak gelişmeleri imkansızdır. Bu düzen, tatların ve dilin birbirinden bağımsız olmadıklarını ortaya koymaktadır.
Görüldüğü gibi, çevremizdeki canlı-cansız her varlık, kendi bedenimizde gerçekleşen her olay bizlere, Allah'ın varlığını, sonsuz gücünü ve üstün yaratışını göstermektedir. Alemlerin tek Hakimi Allah Kuran'da bu gerçeği şu şekilde haber vermiştir:
"Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur." (Lokman Suresi, 20)
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 55. sayı (Ocak 2009) 44. sayfada yayınlanmıştır.
|
 |
|
|